📝 Deneme günü • bozulmuş moral • içine çekilen bir sessizlik

Deneme Kötü Geçti Diye Bütün Gün Kendime Küstüm

Bazen kötü geçen şey sadece bir sınav olmuyor. İnsan, bir sonuç yüzünden gün boyu kendiyle arasına da mesafe koyuyor.

📅 Bu hafta 🕘 Sabah denemesi 📚 Sınıf sırası, optik ve sessizlik

Asıl yoran şey yanlışlar değil, çıkınca içime çöken o sessizlik oldu

Bugün kötü geçen yalnızca deneme değildi. Sonrasında kendime bakışım da bütün gün boyunca biraz kırıldı.

Sabah erken kalktım ama öyle güçlü, hazır, savaşacak gibi bir hâlim yoktu. Daha çok biraz gergin, biraz da “umarım en azından fena geçmez” duygusuyla hazırlanıyordum. Hava serindi. Dışarı çıktığımda yüzüme gelen rüzgâr insanı ayıltan türdendi ama içimdeki o dağınık hissi toplamaya yetmedi. Elimde su şişesi, çantam omzumda, denemenin yapılacağı yere doğru yürürken zihnim sessizce olasılık kuruyordu. Şu dersten ne gelir, bu kısımda takılır mıyım, süre yeter mi? İnsan sınava girmeden önce bazen sorulardan çok kendi ihtimallerine yoruluyor.

Salona girdiğimde herkes tanıdık şekilde yerleşiyordu. Sandalyelerin sesi, masaya bırakılan kalemlikler, optiklerin dağıtılması, gözetmenin düz ve duygusuz sesi… Bütün bu sınav ayrıntılarının garip bir ortak duygusu var: insanı bir anda içe kapatıyor. Oturduğum sırada önümdeki masaya baktım. Kâğıt birazdan önümde açılacak ve birkaç saat boyunca kendimle yüzleşecekmişim gibi hissettim. Deneme bazen bilgi ölçmekten çok, o günkü ruh hâlinin ne kadar dayanıklı olduğunu da ölçüyor sanki.

İlk sorularda fena değildim. Hatta kısa bir an için “tamam, bugün toparlarım galiba” diye düşündüm. Ama sonra bir yerde ritim bozuldu. Bir soruda gereğinden fazla kaldım. Sonra onun stresiyle diğerine hızlı geçtim. Hızlı geçince dikkatim kaydı. Bir bölümde zaman hesaplamam şaştı. Aslında denemeyi kötü yapan çoğu şey tek başına felaket değildi; ama üst üste gelince içeride görünmeyen bir panik oluştu. Dışarıdan sakinsin, elin kalemde, sıradasın. Ama içeride küçük bir şey sürekli “yetişmiyor, kayıyor, bozuluyor” diyor.

En sevmediğim an, yanlış yaptığımı o anda hissettiğim anlardı. Hani bazen bir soruyu işaretliyorsun ama içinden de emin değilsin. Kalemin optiğe dokunduğu anla iç sesin arasına güvensizlik giriyor. Bugün o hissi birkaç kez yaşadım. İşaretledim ama içime sinmedi. Geri dönmeye çalıştım ama süre izin vermedi. Son düzlükte artık bilgi kadar moral de belirleyici oluyor. Ve benim moralim o sırada yavaş yavaş çökmeye başlamıştı.

“Bazı sonuçlar canı doğru sayısından çok, insanın kendine bakışını bozduğu için yakıyor.”

Deneme bittiğinde herkesin yaptığı o klasik hareket oldu. Kâğıtlar toplandı, sandalyeler geriye çekildi, kimileri daha çıkar çıkmaz soru konuşmaya başladı. Ben o an hiçbir şey konuşmak istemedim. Çünkü konuşursam kötü geçtiği gerçeği daha görünür olacakmış gibi hissettim. Bazen sınav sonrası gelen sessizlik, sınav anından daha ağır oluyor. İnsan o an kendiyle baş başa kalıyor ve içinde çok net bir şey beliriyor: “Olmadı.” Bugün bende beliren kelime tam buydu.

Dışarı çıktığımda hava sabahkinden biraz daha aydınlıktı ama bana daha soluk göründü. Yürürken çantam bile ağırlaştı sanki. Kimse bana kötü bir şey söylemedi, kimse üstüme gelmedi ama insan bazen kendi kendine fazlasıyla yetiyor. Yolda bir şeyler atıştırırım diye düşünmüştüm, canım istemedi. Telefonu elime aldım, yine bıraktım. Birine yazacak olsam ne diyecektim? “İyi geçmedi.” Bu cümle çok kısa ama insanın gününü gölgelemeye yetiyor.

Eve döndüğümde normal bir gün gibi davranmak istedim ama içimdeki kırılma yüzüme de yansıdı galiba. Odamın kapısını kapatıp çantayı kenara bırakınca içimde tuttuğum şey daha belirgin oldu. Masaya oturdum ama çalışmak için değil; sadece oturmak için. Denemeyi düşünüp durdum. Şu soruyu niye öyle yaptım, orada neden o kadar vakit kaybettim, şu kısmı aslında biliyordum, neden çıkaramadım… İnsanın kendini yemesi çok sessiz bir şey. Dışarıdan hiçbir şey olmuyor gibi görünüyor ama içeride bir cümle diğerini takip ediyor ve günün geri kalanını da zehirliyor.

Belki en zoru, kötü bir denemeden sonra çalışmaya geri dönmek. Çünkü o an ders çalışmak bile insanı rahatsız ediyor. Kitabı açınca sanki eksiğin yüzüne vurulacakmış gibi geliyor. Bugün de öyle oldu. Notların yanına yaklaşmak bile istemedim önce. Sanki masaya yeniden oturursam, sabahki hâlim tekrar karşıma çıkacakmış gibiydi. O yüzden bütün gün kendime biraz küs gezdim. Ne tam olarak dinlendim ne de verimli bir şey yaptım. Arada kalan, içine kapanık, kırgın bir hâl işte.

Sonra akşama doğru yavaş yavaş şunu düşündüm: Beni bu kadar yoran şey gerçekten denemenin kendisi miydi, yoksa ona yüklediğim anlam mıydı? Çünkü kötü geçen bir sınav elbette can sıkar. Ama ben bugün onun üstüne kendime ağır bir hüküm de koymuştum. Sanki kötü geçen bir deneme, yetersiz biri olduğumun kanıtıymış gibi hissettim. Oysa bu kadar büyük kararlar bir sabahın içine sığmaz. İnsan bazen kötü gün geçirir. Bazen dikkati bozulur, bazen süresi yönetilmez, bazen de sadece istediği kadar iyi yapamaz. Bu gerçekler, hayalinin küçüldüğü anlamına gelmiyor.

Yine de bunu anlamam hemen olmadı. Gün boyunca kendime biraz mesafeli kaldım. Aynada yüzüme bakarken bile içimde ince bir hayal kırıklığı vardı. Başkası yaşamış olsa daha yumuşak konuşacağım şeyi, kendime karşı daha sert düşündüm. Sanırım bu süreçte çoğumuzun düştüğü tuzak da bu. Başkalarının kötü gününü doğal karşılıyoruz ama kendi kötü günümüzü karakter meselesi gibi yorumluyoruz.

Geceye doğru defteri açtım. Çalışmak için değil, sadece bir şeyler yazmak için. Uzun uzun analiz yapmadım. Yanlış sayılarımı dizmedim. Kendime plan da çıkarmadım. Sadece şunu yazdım: “Bugün moralim bozuldu. Ama bu moral bozukluğu, çalıştığım bütün günleri silmiyor.” O cümleyi yazınca içimdeki düğüm biraz gevşedi. Çünkü bütün gün ilk kez kendime bağırmayan bir cümle kurmuş oldum.

Belki yarın bu denemenin eksiklerine daha net bakarım. Belki hangi konuda zorlandığımı daha sakin kafayla çıkarırım. Ama bugünden bana kalan asıl şey şu oldu: İnsan bazen kötü geçen bir sınavdan çok, kendine kurduğu sert cümleler yüzünden yoruluyor. Ben bugün biraz da buna küstüm. Sınava değil sadece; sabahki birkaç hatayı büyütüp bütün benliğime yayan o sert iç sese de.

Bu günlüğe bugünden bırakmak istediğim şey şu: Kötü geçen bir deneme, kötü bir insan olduğun anlamına gelmez. Bir gün düşen moral, bütün emeğini boşa çıkarmaz. Bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey, net analizden önce biraz şefkattir. Çünkü kırık bir yerden tekrar çalışmaya dönmek, bazen yeni bir konu öğrenmekten daha zor oluyor.