⏳ Kıyas duygusu • yetişememe hissi • içten içe büyüyen telaş

Herkes Bir Şeyleri Yetiştiriyor Gibi, Ben Geride Kalmışım Gibi Geldi

Bazı günler gerçek yorgunluk dersten değil, başkalarının hızını izlerken kendi adımından şüphe etmekten geliyor.

📅 Bu ay 🕕 Akşamüstü 📱 Ekran, planlar ve iç ses

Asıl yoran şey geri kalmak değildi, geri kaldığıma inanmaya başlamamdı

Bugün önümdeki konudan çok, etrafımdaki insanların yetişiyor gibi görünmesi zihnimi meşgul etti. Ve bu, sandığımdan daha fazla yer kapladı.

Akşamüstüydü. Gün bitmeye yaklaşırken odanın içi o garip turuncu ışıkla dolmuştu. Ne tam gün ışığı ne de tam akşam. İnsan böyle saatlerde biraz daha dalgın oluyor zaten. Masamın üstünde açık duran plan defterine bakıyordum. Yapılacaklar listesi önümdeydi ama gözüm satırlarda uzun süre duramıyordu. Sonra telefon elimde kaldı. Başta sadece saate bakar gibi oldum. Sonra bir mesaj, sonra bir hikâye, sonra bir çalışma paylaşımı… O küçücük ekrandan üzerime yayılan şey bilgi değil, hız hissiydi. Herkes sanki bir yerlere yetişiyor, bir şeyleri bitiriyor, programını tıkır tıkır yürütüyor gibiydi.

Garip olan şu ki, kimsenin gerçekten ne yaşadığını bilmiyorsun. Sadece gördüğün kadarını alıyorsun. Bir masa fotoğrafı, altı çizili sayfalar, biten konu listeleri, soru sayıları, “bugün de verimliydi” gibi cümleler… Ama insanın zihni bu parçaları alıp büyük bir hikâyeye çeviriyor. Sanki herkes rayına oturmuş da bir tek sen dağınıksın gibi. Bugün ben de tam buna kapıldım. O an önümde duran kendi emeğime değil, başkalarının daha düzenli görünen görüntüsüne bakıyordum.

Defterimi açtım. Kendi programıma göz gezdirdim. Bitenler vardı aslında. Altı çizilmiş başlıklar, işaretlenmiş küçük kutular, dönülmüş konular, yarısı tamamlanmış notlar… Dışarıdan biri baksa belki “gayet ilerliyorsun” derdi. Ama insan kıyas moduna girdi mi, elindekini görmez oluyor. Bugün tam da öyle oldum. Bitenleri değil, eksik kalanları gördüm. İlerlediğim yerleri değil, hâlâ yetişmemiş parçaları düşündüm. Ve ne kadar tuhaf, bir anda bütün emek küçülmeye başladı.

Sonra aklıma bir arkadaşla yaptığım kısa konuşma geldi. “Ben şu kaynakta buralara geldim,” demişti geçen gün. O cümle o an normaldi belki, ama bugün zihnimin içinde büyümüş şekilde geri döndü. Bir başkasının sıradan cümlesi, senin içinde ağır bir kıyas cümlesine dönüşebiliyor. İnsan bunu yaşarken bir yandan da kendine kızıyor. “Niye böyle hissediyorum?” diye soruyor. Ama duygular mantıkla hemen dağılmıyor. Hele konu gelecekse, emekse, sınavsa… İçine daha kolay yerleşiyorlar.

“Bazen insan geride kaldığı için değil, başkalarının temposunu kendi değeriyle karıştırdığı için yoruluyor.”

Masada otururken bir anda içime hafif bir telaş çöktü. Sanki hemen toparlanmazsam her şey elimden kayacakmış gibi. Bu hissin kötü tarafı şu: seni gerçekten çalıştırmıyor, sadece panikletiyor. Önünde açtığın konuya odaklanamıyorsun çünkü aklın sürekli başka insanlarda. Kim ne bitirdi, hangi denemeyi çözdü, kaç net yaptı, kaç sayfa ilerledi… O an ders çalışmıyorsun aslında; görünmeyen bir yarışın içinde nefes nefese kalıyorsun.

Bugün ben de bir süre öyle kaldım. Kitap önümdeydi ama zihnim önümde değildi. Kendimi geride kalmış hissetmenin en zor yanı, bazen bunun bir veri değil, sadece bir his olduğunu unutmak. Çünkü hissedince gerçekmiş gibi geliyor. “Galiba herkes benden daha ileride” dediğin an, bunu ispatlayan somut bir tablo olmayabiliyor. Ama duygu o kadar kuvvetli geliyor ki, sanki sayı gibi kesinleşiyor. İşte ben bugün o duyguyu taşıdım.

Sonra bir ara sandalyeden kalktım. Mutfaktan su aldım. Pencerenin önünde biraz durdum. Sokakta herkes kendi işine gidip geliyordu. Bir çocuk bisiklet sürüyordu, bir kadın poşet taşıyordu, uzakta biri telefonla konuşuyordu. O anda içime tuhaf bir düşünce düştü: Herkesin görünmeyen bir yükü var ve hiçbiri dışarıdan tam belli olmuyor. Belki çalışma masasını paylaşan kişinin de içine sinmeyen bir günü var. Belki soru sayısı yazan biri akşam kendini yetersiz hissediyor. Belki herkes, bir başkasına bakıp aynı şeyi düşünüyor: “Ben geri mi kaldım?”

O anda kıyasın ne kadar sinsi bir şey olduğunu fark ettim. Çünkü insanı açık açık vurmuyor. Yavaş yavaş geliyor. Önce küçük bir eksiklik hissi, sonra hafif bir huzursuzluk, sonra kendi emeğini küçümseme… En sonunda da yaptığın şeyin tadını tamamen kaçırıyor. Bugün benim asıl yorgunluğum çalışmaktan değil, kendi hızımı savunmak zorunda hissetmekten geldi. Sanki birilerine yetişmem gerekiyormuş gibi. Oysa bu sınavın içinde herkesin düzeni, temposu, tökezlediği yer, toplandığı zaman birbirinden farklı.

Yeniden masaya döndüğümde çalışmaya hemen başlayamadım. Önce plan defterimdeki bitmiş kutulara özellikle baktım. Bunu yapmak biraz tuhaf geldi ama ihtiyacım vardı. Çünkü o an kendime kanıt göstermem gerekiyordu. Evet, belki her şey tamam değil. Evet, belki önümde uzun bir yol var. Ama hiçbir şey yapmamış da değilim. İnsan bazı günler kendi emeğini kendi gözüyle yeniden görmek zorunda kalıyor. Yoksa başkalarının sesi, kendi gerçeğinin üstünü örtüyor.

Sonra küçük bir konu açtım. Büyük bir hedef koymadım. “Bugün her şeyi yetiştirmeliyim” duygusuyla değil, sadece kendi ritmime dönmek için baktım. İlk başta zor oldu. Çünkü kıyas duygusu dağıldığında bile iz bırakıyor. Ama birkaç satır sonra biraz sakinledim. Konuya gerçek anlamda dönünce, o görünmeyen yarışın sesi kısıldı. Belki tamamen susmadı ama geri çekildi. Bu bile yetti. Çünkü bugün ihtiyacım olan şey daha çok koşmak değil, kendi kulvarımı tekrar hatırlamaktı.

Şunu bugün daha net anladım: Geride kalmış gibi hissetmek, gerçekten geride olmakla aynı şey değil. Hatta bazen en çok çalışan insanlar bile bu duyguyu taşıyor. Çünkü mesele sadece emek değil; o emeğe hangi gözle baktığın. Eğer sürekli başkasının temposundan kendine ayna tutarsan, kendi ilerlemen hep eksik görünür. Oysa belki sen daha yavaş ama daha sağlam gidiyorsundur. Belki başkasının bir günde geçtiği yeri, sen iki günde gerçekten anlayarak geçiyorsundur. Bu da az bir şey değil.

Geceye doğru içimdeki sıkışıklık biraz hafifledi. Tamamen kaybolmadı, dürüst olayım. Ama bana hükmeden bir şey olmaktan çıktı. Bunun nedeni belki de günün sonunda kendime şu cümleyi kurabilmemdi: “Yarışta değilim, süreçteyim.” Bu cümle sihirli bir çözüm değil ama bana iyi geldi. Çünkü bazen insanın duyması gereken şey motive edici büyük sözler değil; sadece gerçek ve sade bir hatırlatma oluyor.

Bugün bu günlüğe bırakmak istediğim şey şu: Herkes bir şeyleri yetiştiriyor gibi görünebilir. Ama kimsenin içindeki eksik hissini tam bilmiyorsun. O yüzden kendi masanı, kendi sayfanı, kendi ilerleyişini başkasının görüntüsüyle ölçmek haksızlık oluyor. Belki hızlı değilsin. Belki eksiklerin var. Ama bu, geride kaldığın anlamına gelmiyor. Bazen sadece kendi yolundan yürüyorsun.